DOLAR: 5.36 TL
EURO: 6.10 TL

1936’DA ORDU’DAN GiRESUN’A YOLLAR

10 ay önce
241 kez görüntülendi

1936’DA ORDU’DAN GiRESUN’A YOLLAR
Reklam

Bu yazıda, 1936 Temmuz’unda Akgün gazetesinde neşredilmiş bir anlatıyı olduğu gibi nakledeceğiz. Zamanın şarlarında Ordu’dan Giresun’a yolculuk yapan bir vatandaşın bozuk ve dar yollar üzerinden, zorla geçilen dereleri aşarak Giresun’a nasıl ulaştığı bu yazıda kaleme alınmıştır. İki şehrin yakın tarihine ışık tutacağı düşüncesiyle bu yolculuğun ve yolların durumunun aktarılması önem arz etmektedir:
“Ordu’dan Giresun’a kara yolu ile nasıl gelinir…
Geçen pazar günü vapurla Ordu’ya gitmiştim. Dönüş, otomobille oldu. Yağmur akşamdan başlamış gece epeyce yağmıştı. Gökler bulutlu… Bulutlar toprağa yakın… Ara sıra yağıyor… Bazen ufukları kararan boz bir aydınlık beliriyor. Tekrar kararıyor ve yağıyor…
Böyle bir günde yola çıktık. Karayolunun bozuk olduğunu duyuyorduk. Fakat yakından görmediğimiz için belki mübalağalıdır, diyorduk. Geliyoruz… Yol kumsal düzlüğe uzanan şerit gibi. İlk çıkış iyi. Biraz ilerleyince şerit kıyılarının düz kesilmediği görülür. Yanı başında denecek kadar yakın Çivriz Deresi. Bu dere genişçe. Üzerinde sırat korkusu çekerek geçilen bu kambur ağaçlar köprü vazifesi görüyor ve teker teker geçilmesini ihtar ediyor. Bereket versin dere taşmamıştı. Otomobille suya vurduk ve geçtik. Bu arızasız geçişi otomobilin yeniliğine ve sağlamlığına borçluyuz. Kıyıları hendeksiz, böğürtlen ve diken ağaçları ile bezeli olan bu düz yolun ortası yer yer çukurlarla dolu. Yağmur sularından göl haline gelen bu üstü açık çukurlar, sulara yol vermeyen tabii menfezler olsa gerek. Yolun alt kısmında denize kadar uzun geniş bir toprak var. Burası çalılık. Yolun bozukluğunu bu toprağın işlenmediğine verir bir düşünce ile sarsıldığınızı duyarsınız. Fakat yolun üst tarafında işlenmiş, geniş ve zengin bir düzlük var.
Uzakta yassı tepeler, meyli tatlılaşan bir endamla yükseliyor. Mısır tarlaları türlü sebze ve ürünler, fındık bahçeleri, ümitleri gerçekleştiren bir enginliğin ifadesi gibi. İnsan bu zenginliği görünce onun bir yoldan akmasını, dikenlere takılmamasını arzu ediyor. Beynimde alâkasızlık ve bakımsızlığın şimşekleri çakıyor. Artık, yol güçlüğünü unutur gibiyim. Korkusu çekilen Melit Deresi’ne gelmiştik. Bin bir dua ile dar bir ağaç köprüden geçtik. Yol, gittikçe kötülüğü[?] artan bir belâ. Bereket, çamur yok. Turna Deresi’ni de salâvat getirerek geçtik. Yağmur, gökler boşalıyormuş gibi yağıyor. Nihayet ilerimizde küçük derelere çattık. Bunlar, yatakları oldukça dik derelerdir. Süreksiz yağmurlarda bile taşarlar. Sık sık rastlanan bu derecikler üzerinde kolayca yapılabilen küçük köprüler de yok. Çektiğimiz sıkıntıyı biz biliyoruz. Bir de Allah bilir. Bazen hayat pahasına olmak tehlikesini gösteren bu acıları yaşayanlar, yaratanın bilmesi kâfi değil. Onları asıl bu işler de mes’ul olanların duyması lâzımdır. Hâsılı Ordu vilâyeti, kendini Giresun’a bağlayan sahil yoluna hiç bakmamış gibidir. Hâlbuki Ordu’nun bu kısımda iktisadî münasebetleri sıkı ve canlıdır.
Giresun vilâyetinin işi benimsediğini anlatmak için söz söylemeyeceğiz. Yalnız onun Ordu hududunda demir putrellerle yaptırdığı köprüyü görmek kâfidir. Bu yol üzerinde ona varıncaya kadar birçok köprüler ve menfezler yapılmıştır. Kıymetli Ordu Valisi Hayri Sırı Kızıl’ın yıllardan beri ihmal edilen bu yola ehemmiyet verdiklerini haber aldık. Buna kavuşmak mutluluğunu duyacağımızı işaret edebiliriz.” (Akgün, 30 Temmuz 1936. Not: Yazının anlaşılırlığını sağlamak için imla ve noktalama düzeltilmiştir).

Kurtuluş Savaşı’ndan henüz on dört yıl sonra Anadolu’nun bir köşesinde; Doğu Karadeniz’in zorlu coğrafyasında, geçit vermeyen dağların yolları derin dönemeçlerle uzatması, yolların bakımsızlığı, köprülerin kıtlığı ve derelerin aşılamayışı son derece olağandı. Daha çok deniz ulaşımının tercih edildiği bu dönemlerde karayolları ağını yurt çapında yayabilmek, büyük bir sermaye gerektiriyordu. Ancak tek sorun yolların bakımsızlığı ve azlığı değildi; buğday, kumaş, sabun, kereste, çimento ve daha pek çok gereksinim buhranla karşı karşıya gelmiş durumdaydı. Yokluk vardı; açlık, kuraklık ve salgın hastalıklar adeta savaş şartlarını sürdürüyordu. Yolların da yolcuların da yukarıdaki örnekte yer alan sorunları bu saiklere bağlıydı…

Reklam
Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık